Toplum Ruh Sağlığı Manifestosu

HEPİMİZ FARKLI OLACAKKADAR AYNIYIZ  

Bilinç durumunu kaybetmeden gerçek birlikteliğimizden bizi ayıracak mesafeyi, hiçbir zaman gözden uzak tutmamak lâzım. Üstelik bu meseleyi özgürlüğümüz ve buna ilişkin kolektif hareket etmemiz açısından da açıklığa kavuşturmak mümkün. Bu mücadelemizi sonuna kadar sürdürüp damgalamayı ve dışlanmayı önyargılarını kırmış bir toplumu yaratmakla, kısacası yeni bir inşa süreci ve örgütlenme bilinciyle harekete geçilecek bir konuma ulaşma çabamızı göstereceğiz  ve ilerisinde  kendisi gibi olmayanı olumsuz özellikler yükleyen toplum, bizlerin  kapladığı alanda bu toplum uğrunda kendimizce verilen mücadele, sadece dış sorunlarla , toplumla mücadele etmek değil, aynı zamanda kendi kendimizle birlikteliğimizi güçlendirme mücadelesidir. Toplumun bencilliği ise sistemin onların bizim üzerimize yaptığı yıkıcı ve aşağılayıcı etkilerle mücadelesidir. Toplumun kendi içine işleyen bu etkilerini ancak alt ettikten sonra ulaşırız gerçek özgürlüğe. Ruhsal ve duysal bozukluk diye nitelendirilen bireyler olarak, kendimizi eleştirmekten çekinmememiz lazım. Çünkü onlar bizleri doğruluğa ulaştıracak ancak dürüstçe dile getirilmiş doğrularımız olacaktır. Kısacası sosyal koşulların ruhsal ve duysal bozukluk olarak nitelendirilen, bize neyi tasarlanacağını nelere dikkat edeceğine karşı bizlerin de kolektif bir bilinçle, bu duruma neden yapılanmamız gerektiğine, temel hak ve özgürlüklerimizin ve kendimize hak edilen hizmeti alma konusunda kolektif hareket etmemiz gerekmektedir. Kolektif bilince ulaşma tüm ruhsal engelli olarak nitelendirilen hastaların, ortak bir paydada buluşmalarını sağlayacak. Sorunlarımızı birleşmeden, dağınık bir bilincin olduğu bir örgütlenme yerine kolektif bir ortak hedef oluşturularak, ortak payda da hak ve özgürlüklerimizi savunacak yeni bir alan inşa edeceğiz. Kolektif bilinç kavramının temelin de ortak paydalarımız, ortak farklı sorunlarımızın ve bu farklılığın bizi aynı yaptığı tek bir yolda ilerleyeceğiz.Ruhsal hastaların toplum da statümüzü deli olarak tanıtan medya da yapılan haberler de “Deli raporlu adam cinayet işledi, deli adam öldürdü”. Ruh hastası gibi topluma lanse edilmektedir. Medya da gösterilen bu durum doğru değildir. İnsanların çoğu, ruhsal hastalıklı bireyler hakkında medyadan gördüklerine inanmakta ve bu durum ruhsal hastaların insanların zihnin de tehlikeli biri olarak nitelenmesine neden olmaktadır.  Bu gerçekliğin içinde toplumun bir bireyi olduğumuzu kolektifleşerek toplum için de düzenin kurumlarına uyarak gereken saygının gösterilmesini isteyeceğiz.  Toplum tarafından: deli, contayı yakmış, psikopat, kaçık, özürlü gibi tanımlamalarla sürekli damgalanan taraf olmak bizim suçumuz değil bu etiketlenmeye karşı birleşmeliyiz. Toplumun bize ruh hastası demesi ya da hastalığımızı kişiliğimiz olarak görmelerine karşı çıkacağız. Toplumsal olarak bazı ruhsal özelliklerin diğerlerine göre daha anlamlı olduğu düşünülüyor. Bireysel kimliğimize verilen tepkiler ve cevaplar grup aidiyetimize gönderme yapmaktadır. Günümüz de aşırı bireycilik toplum için de artarken bize karşı olan tutumlarda bir bütün görüşe sahip olacak duruma gelmektedirler. Özgürlüğümüzü kısıtlayan her türlü yıpratmaya karşı dik duracağız, bu bizim gücümüzü arttıracaktır. Toplum bizim hakkımız da onlarca kötü lakaplar, etiketlemeler yaparken bizler bu durumdan şikayetçi olmakla yetinmek zorunda bırakılıyoruz. Önemli olan bu durumu değiştirmektir. Bu da ancak birleşmemizle gerçekleşecek ve mutlak bu durumu değiştirmek ancak inancımızla, irademizle olacaktır. Yıllardır farklı dernekler, sanatçılar, çeşitli sivil toplum kuruluşları, okul toplulukları, onlarca firma ne zaman bize tam anlamıyla bir destek sağladı. Kaç kere hatırlandık, ruh ve sinir hastalıklarında yapa yalnız bırakıldığımız da bu saydıklarımızdan hangisi geldi. Kim bize “İstihdam sözü veriyorum, artık dışlanmadan çalışacaksınız sizi dışlayanlara ceza keseceğiz, deli diyen yargılanacak.” dedi. Cüzzi bir aylık alıp köşemizde mi oturacağız? Onlarca yapılan projelerin içinde neden yokuz? Biz toplumun pek umursamadığı bir konumdayız. Otizm, görme engelliler, ortopedik engelliler için onlarca sosyal sorumluluk projeler geliştirilirken bizler kirli hastane duvarlarına bakıyoruz. Bizler de engelliyiz neden bize destek olunmuyor? Çünkü var olan direncimizi zaten kırmışlar, bizde bu duruma karşı koymadan  kendimizi alıştırıyoruz. Yeterince iyi durumda olduğumuzu anlatan yaşadığımızı anlayamayan insanlardan bıktık bu bir alıştırma süreci, minnetsiz minnetin dışavurumudur. Toplum ruh sağlığı merkezlerinde ne kadar tutunabiliriz, daha ilerisine geçmemiz gerekmekte. TRSM’ lerde toplum temelli model uygulamakta. Bizler daha ilerisine gitmeliyiz ilaçlarla, psikolog destekleriyle toplumun için de var olmaya çalışıyoruz. Statümüzün dahi ne olduğunu belli değil neyiz biz? Ülkemiz de toplum ruh sağlığıyla ilgili bir yasa dahi yokken nasıl korunacağız? Bizim haklarımızı savunanlar nerde? İşte bu biz olacağız haklarımızı savunacağız, bunun için yeterli gücün üstünde bir potansiyelimiz bulunmakta ve inanıyorum başaracağız. TRSM’ ler bizi topluma hazırlarken neden toplumun da bize hazırlanması için yeterince çalışma yapılmıyor? Çünkü,  biz birleşip güçlü bir ses çıkarmadığımızdan. Neden sadece biz bu kadar normal olarak tanımlanan insanlara benzemek için mücadele verelim. Onlar da bilinçlenip bize uysunlar bizler bu kadar çaba sarf ederken, onlara da 1 saatlik bir bilinçlendirme yapılsa, hem toplum bilinçlenir hem daha hassas ve bilgili insanlarımız olur, ve bundan daha iyi bir kelebek etkisi yaratılacağına şüpheniz olmasın. Sigara bıraktırma hatlarının dahi psikiyatrik hastalara sigarayı bırakmak için yardımcı olamadığı bir durumun içindeyiz. TRSM’ ler de yanlış davranışlar sergileyen çalışanları sağlık bakanlığına şikayet edemeyeceğimi öğrendiğim günden bu yana ne kadar çaresiz bırakıldığımızı ortada olduğunu gördüm, sizlerin de görmesini istedim. Neden onlar bizlerin üzerinde çalışmalar yapıyor da biz neden onlara karşı bir memnuniyet anketi yapmıyoruz? Neden nerede cesaretimiz, kendimize gelmemiz lazım bir an önce herkesin başına gelmeyen sorunlar olabilir ama biz ortak paydadayız. Sloganımız “Hepimiz farklı olacak kadar aynıyız” yeteri kadar sessizliğimizle topluma bizleri etiketlemeleri için fırsat, suskunlukla yaklaşma eğiliminde girdik ve bu durumu kabullenmek zorunda bırakıldık, hastalığımızla kişiliklerimizi örtüştüren toplumla yalnız başına kaldık. Gün bu durumlara, damgalanmaya karşı dikilme günüdür, gün birleşme yapılanma ve birlikte hareket etme birbirimizi kollama günüdür. Bu yol da örgütlü olmadığımız, kitlelerimizi oluşturmadığımız sürece hakkımızda aşağılayıcı tutumlar söylemekten geri kalmayan bir medya vardır. Ruh ve sinir hastalıklarındaki yetersiz iyileşme sürecinde mutlak bir değişimi başarmak için kendimizi her alanda aktif tutmamız gerekmektedir. Kısa dünya hayatında uzun acılar çeken bizler elbette güzel bir yaşantının ve şartların oluşması için sosyal politikaların gerçekleşmesin de mücadele vererek direneceğiz. Bu bizim sosyal haklarımızın ortak bir bilinçle güçlü olmasını sağlayacaktır. Eşitliğe ve özgürlüğümüze dayalı yeni bir sürece girerek mücadelemizi vermeliyiz. Her türlü baskı ve bizi çaresizliğe itilmenin acısını zaferimizle taçlandırmak için ilerleyeceğiz. Ancak beraber değiştirebiliriz unutmayalım ki şimdiye kadarki bütün toplumlar ruhsal hastaları damgalamıştır. Tarihler değişse de damgalanma süreci farklı bir biçim de devam etmiştir. Bu durumu değiştirmek elimiz de ve bunu birleşerek başaracağız.

1)Tüm ruhsal engelli olarak nitelendirilen hastaların hepsi yeteneğine göre ve hepsine gereksinimine göre yardımcı olunmalıdır.

2)Okullarda ve üniversitelerde psikolojik testler yapılmalıdır. Gençler askerliğe ve ya polisliğe ve hayata atılma noktasına gelmeden önce ruhsal sorunlarını öğrenmelidir.

3)Toplumunun ruh sağlığını öğrenmesi için çalışmalar yapılmalı toplumun ruh sağlığını anlamak gelecekte nasıl sağlıklı bir millet olunacağının teminatı olarak görülmeli ve uygulanmalıdır.

4)Toplum için de ruhsal rahatsızlığı olup tedavi olmayan bireyler bulunmalı, uygun tedavi ile iyileştirme yapılmalıdır.

5) Ruhsal ve duygusal engelli olarak nitelendirilen ruh ve sinir hastalıklarında ve toplum ruh sağlığı merkezlerin de sigara bıraktırma seminerleri verilmelidir.

6)Ruhsal engelli olarak nitelendirilen kişiye karşı iyileşmesini ön gören inandırıcı metotlar uygulanmalı hasta kimliği yerine mücadeleci bir ruh aşılanmalıdır.

7)Ruhsal sorunların yalnızca bireysel değil toplumsal da bir sorun teşkil ettiği kavranmalıdır. Bu sorunun teşhisini sosyologlar ve toplum ruh sağlığın da aktif rol oynamaları sağlanmalıdır.

8)TRSM’ den el sanatları eğitiminden üretime ve ürettiğini belediyeler ya devlet tarafın tahsis edilecek yerlerde ürünlerini satmalıdır. Hastaların hasta kimliğinden çıkıp bir üretici konumunda bir istihdam alanı oluşturulmalıdır.

9) Psikiyatri klinikleri ve psikiyatri yatış servisleri insan haklarına ve yeterli donanıma sahip olmalıdır.

10) Ruhsal ve duygusal e

ngelli olarak nitelendirilen hastaların aileleri ciddi ve aktif bir biçim de hastanın durumuna göre bilinçlendirilmelidir.

11) Toplumun ruhsal sorunlar hakkında bilinçlenmesi sağlanmalı ruhsal engelli olarak nitelendirilen hastaların topluma uyum sürecindeki mücadelesini karşılık toplumun da hastaya uyum sağlanması sağlanmalıdır.

12) Diğer engel gruplar gibi ruhsal ve duygusal engelli olarak nitelendirilen hastalarda gündemde olmalı çeşitli kuruluşlar tarafından aktif destek sağlanmalı yalnız bırakılmamalıdır.

13) Topumun ruhsal ve duygusal engellilerin zararlı, tehlikeli oldukları gerekçesiyle kapatılmaları ve tecrit dilmeleri gerektiği söyleminin ortadan kalkmasını istiyoruz.

14) Diyanetin ruhsal ve duygusal engelliler olarak nitelendirilen hastaları nasıl tanımladığını, dindeki yerini öğrenmek istiyoruz.

15)Psikologlar ve psikiyatristler dışında hiç kimsenin ruhsal tedavi uygulama ve insanları suistimal etmesine izin verilmemeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Follow by Email
Facebook
Twitter
Instagram